Yol

Standard

Yola düşerim.

Kimi zaman yeni yoldaşlar, insanlar tanımak için, kimi zamansa yerleşiklikten fazlasıyla sıkılan biri olarak alabildiğine gitmek için. Aslında ‘yol’ kaçmak değildir, durmaktan sıkılmaktır. Ya da farklı yerlerde durmayı istemektir. Ya da farklı yerlerde farklı zamanlarda anı durdurmak istemektir. Mesela Norveç’te fiyortların manzarasına bakmak ya da Stockholm’de boatstop yapıp oranın nevi şahsına münhasır insanlarıyla laklak yapmak ya da Türkiye’min Karadeniz’inin çoğu petrol istasyonunu tanımaktır.

Haddi hesabı olmadan içerken çayları, insanların hayat hikayelerine de karışmaktır usul usul. Kızı nerede okuyormuş, mesleği de nasılmış, yola neden mi çıkmış??

Bir kahkaha patlatmak nereden nasıl geldiğini anlamadan, pek de sorgulamadan. Çelişkidir yol, hele ki sen yolda ilerledikçe gerileyen insanları, yerinde sayanları gördükçe. Oturmak çoğuna kolay gelir hep, güvenli limanları terk etmemek, hem o kadar çoktur ki aman başına bi şi gelirciler, neme lazımcılar, iyisi mi sıcak evimde kalayım benciler, kim uğraşacak şimdiciler.

Oysa yola düşmek öyle çok hazırlığı da gerektirmez aslında, hatta plansız olanı bazen daha güzeldir. Yol hazırlığı zaten maddeyle başlamaz, sırt çantana ne koyacağını kafanda planlamak da değildir ki bazen.

Yolu hayal etmektir aslında yolun başlangıcı, Orta Asya’da bisikletinle gidiş hayalinin uykularını kaçırmasıdır.

Ne zaman olacağını, yapacağını tam bilmezken aslında bir yandan yavaş yavaş o yolculuğa kendini hazırlamaktır.

Yolu düşünenler hep bulur birbirini, Begüm, Duygu, Betül, Selcen gibi dostlarla birbirimizi baştan beridir anlamamız da bundandır belki. Yola düşmedikçe büyümez ki insan, emniyetli bölgeleri bırakmadıkça, kendini soğuk sulara atmadıkça.. Hem heyecandır ki yol, belki bir gölde ilk kez çıplak yüzerken, ya da Malaga’da churros’u ilk kez denerken, ya da o tren senin bu otobüs benim Andalucia’yı keşfedeyim derken, yahut dünyanın en metropolitan şehirlerinin tehlikeli tren istasyonlarından birinde bavulunu yastık yapmış, bilgisayarına sarılmış uyurken ve sabaha seni şehrin keşmekeşi ile işine gücüne yetişmeye çalışan, koşuşan insanlar uyandırırken veya tanımadığın insanlarla sarhoş olup onlara tanıdıklarından bir şeyler anlatır bulurken kendini. Bilmediğin dillerde kendini ifade etmeyi öğrenirken ve belki sağır ve dilsizlere kendini yakın hissetmeye başlarken, ne kadar çok yol olduğunu şaşırarak farkederken iletişmenin heyecanlanıverirsin. Aynı çadırda ilk kalışının verdiği heyecan gibi, İTÜDAK ile gittiğiniz kamplarda aynı dilden konuştuğun insanların ne çok olduğunu anladığında şaşırman gibi.

Bu yüzden güzeldir gitmek.

Bazen kafa patlatırken bulursun kendini, benim ülkemde ne eksik, neden bisiklet yolumuz yok, yeşil kalmak bu kadar mı güç, ya da sınırlar niye var, ya da milliyet kavramı ne için??.. Kimine kendince kılıflar yakıştırırken, kiminin cevabı hep eksik kalır.

Başka yollar bu yüzden güzeldir.

Cevabını bulamadığın sorulara belki yenilerini eklemek, belki de seni anlık tatmin edecek; fakat bir süre sonra zihnini yine kurcalayacak kıpır kıpır fikirlerle merhabalaşmak için.

Yeni bir çiçekle tanışmak, ya da hep uzaktan gördüğün dağlara yaklaşmak, çimenlerde yuvarlanırken cebinden bir şeyler düşse de olsun, o çimenlerin kokusunu alabildiğine içine çekmek varken, unutulanların pek de önemi yoktur aslında. Arkadaşlarının pişirdiği envai çeşit baharatlı yemeği yersin ve Alpler’de Heidi’nin hep anlatmış olduğu temiz havayı içine çekip uykuya dalarsın, belki hayalinde Peter’in keçileri seni kovalarken. Heidi’nin evini ararsın, bulamazsan da çocukluğunun en güzel hikayesine bir selam edersin, seni yollara düşürmeye bir ihtimal bir sebep olmuş olan. Aslında sebep de yoktur çoğu zaman. Bir dürtüdür, bir tutkunluktur, özgürlüktür, ya da neden yaşadığımızı farketmiş olmanın ya da farketme çabasının verdiği dizginlenemez mutluluktandır yola düşme hali. Bisiklet, araba, uçak, caaanım ayaklar, ne götürüyorsa götürsün, aslında senin gitmek için ihtiyacın olan tek şey yüreğine düşen hayalidir yolun. Bundan ileri gelir Mark Twain’in sözünü çok seviyor olmam:  Bundan 20 yıl sonra yapmadığın şeyler seni yaptıklarına nazaran daha çok üzecek. O yüzden çöz halatları. Güvenli limanlardan uzaklara yelken aç. Rüzgarları yakala. Araştır. Hayal et. Keşfet!

Yola düşmelere dostlar, keşfImageetmelere..

Advertisements

About gezginbilge

Bir sürü şey severim aslında, müzik (şarkı söylemek), tiyatro (oynamak, hayattan beslenmeyi öğrenmek), fotoğraf (çekmek, üzerine düşünmek, makine), okçuluk (hedefi ondan vurmanın uğraş isteyen bir şey olduğunu öğrenmek), yüzmek, seyahat (dünyanın her yerine gitme isteği, insan tanımak), doğa sporları (dağcılık, bisiklet, kayaya tırmanmak, ağaca tırmanmak), ekoloji, yeryüzündeki biyoçeşitlilik, koruma biyolojisi, bakteriler, evrimsel biyoloji, genetik, yazmak (yazmak için seyahat etmek) gibi..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s