Malezya’da yağmur ormanı, okyanus ve kertenkele

Standard

Image

Dünyanın en bakir 10 adasından biri olan Tioman adasındaydık, 1970’lerde Time dergisi dünyanın en güzel adalarından biri diye ilan etmiş. Güney Çin Denizi’nin çevrelediği, hindistancevizi ağaçlarını bolca görebileceğiniz ve yaban hayatına dair de ılıman iklim insanlarını çokça şaşırtacak türlerin olduğu bir ada. Singapur’da yaşıyorum iki aydır, bir dört yıl da buralardayım. Singapur şehirleşmenin doruklarında, hatta modern tabirle bir metropol. Gün içinde ışıklar hiç sönmüyor, bankalar ışıklarıyla hesap açmaya, oteller gecelemeye, alışveriş merkezleri kazandığınız paraları harcamaya sizi davet ediyor neon ve yanıp sönen ışıklarıyla. Singapur’da gökyüzüne bakınca yıldızları görmek çok güç. Hep bir koşturma var hem. Hani orası benim yaşadığım yer olsa da, benim için daha çok hayatın iş kısmını geçirdiğim yer olacak gibi. Malezya sınırından girince fark çok daha net belli oluyor. Burası adeta Türkiye’nin dünyanın öbür ucunda unutulmuş kardeşi. Düzensizliği, saatinin dışında gelen otobüs ve feribotları, otelinin önleri (müşterilere ayrılan süslü kısım) tertemiz ve çekiciyken hemen arkada yakılmış öbek öbek çöpleri ile bana çok da farklı gelmedi aslında. 

 
Ama nefes alıyor insan. Yıldızları da görüyor. Singapur’un da her yanı yeşilken, orada sanki yeşil lütfedilmiş bir nimet gibi, her taraf yüksek bina dolu çünkü. Malezya’da ise Johor Bahru’dan otobüsle geldiğimiz 1,5 saatlik yol boyunca her yanımız orman idi, yer yer muz ağaçları, çokça palmiye.. Yüzölçümünün buradaki etkisini yadsımayacağım elbette, yani Singapur küçücük bir şehir-devletken Malezya kocaman bir ülke. Yine de biraz düzensizlik ve bol yeşili görünce bünye bir mayıştı, lazım olan buymuş demek ki. 
 
Image
Şimdi efenim, benim doktora konum istilacı türler üzerine olup Singapur’un denizel alanında çalışıyor olacağım. İstilacı tür derken şöyle, burası oldukça büyük bir limana sahip bir şehir olduğu için gemilerin içine doldurulan balast suyunda pek çok denizden, okyanustan deniz canlısı taşınıyor buranın denizine. Tabi her gelen buraya uyum sağlamıyor, bir kısmı yok oluyor, bir kısmı uyum sağlayıp barış içinde yaşamını sürdürüyor, bir kısmı da o bölgedeki  yaşam alanını, besin kaynaklarını aşırı kullanarak bölgenin yerel türlerini tehdit ediyor, belki yok olmalarına sebep oluyor, işte istilacı diye bu son gruba deniyor. 
 
Ben de epey bir süredir bizim elimizde (-80 °C) olan organizma örneklerini Singapur’daki istilacı tür listesi ile karşılaştırmak suretiyle deneye başlayacağım hazır örnekleri toparlamaya çalışıyordum. Daha önceden küçük zaman dilimlerinde de olsa bakteri, virüs, kuş, ayı gibi canlılarla ilgili çalışmalarda yer aldım. Deniz canlılarına ise biraz uzaktım. Dün şnorkelle civar adalarda daldığımda ise ‘aaa bu şu balık, şu palyaço balığı (Ocellaris clownfish, Amphiprion ocellaris) bu melek balığı’ vs diyebiliyordum. Bu arada iki farklı yerde dalınca gözlemlediğim şey palyaço balığının anemonların (denizşakayığı) içinde yaşadığı, yuvaları orası, bu tabi bilinen bir şey olsa da kendi gözlerimle görmek tatlı bir histi. Kumun içine gömülmüş bir balık da gördüm, kumun kendi rengine yakın (savunma mekanizması mı ola?), ona doğru daldım, tam da o esnada bacağımda bir ısırık, daha da dalamadan yukarı çıktım, muhtemelen balıklardan biri hafifçe ısırdı. Dalış için genelde bu adalara geliniyormuş, hazır buralardayken değerlendirmek lazım, bir harika buralar!!
 
Tioman adası ve civar adalar mercan resiflerinin güzelliği ile biliniyor, denizin içi akvaryum gibi, sayılamayacak kadar çeşitli deniz canlısı vardı. Yerli rehberimizin dediğine göre eğer şanslıysak köpek balığı bile görebilirmişiz (şanslı derken hacı?) ama korkmaya gerek yokmuş, arkadaş canlısıymış zaten bu hayvanlar. Bir su altı kameram ya da bazılarının yaptığı gibi su geçirmez bir kılıfta küçük bir fotoğraf makinem olmadığı için su altını fotoğraflama imkanım olamadı, bu konuda bir çözüm bulmam lazım. 
 
Adada ise görünce  çok şaşırdığım bir tür vardı, timsah boyutunda (yaklaşık 2 metre diyeyim) kertenkele gördük, yılan gibi çatallanmış dili ve timsaha benzer derisi vardı, adı Monitör kertenkelesi (cinsi lat. Varanus) imiş. Bu cinse ait 50’den fazla tür bulunuyor. Uzun boyunları, kuvvetli kuyruk ve pençeleri var. Yayıldığı bölgeler Afrika’dan Hindistan yarımadasına, Güneydoğu Asya’ya, Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi’ndeki adalara kadar uzanıyor. (iç ses: Ben de oralara uzansam ya). Ne kadar zararlı ya da zararsız bilmiyorum ama biz şaşkın şaşkın bakarken buranın yerlisi biri ‘bi şi yapmaz, hiç bişiiicik olmaz’ dedi.
 
Image
 
Biraz araştırınca daha farklı özellikleri olduğunu farkettim, Monitör kertenkelelerini diğerlerinden ayıran özellikler arasında oldukça hızlı bir metabolizmaya sahip olması ve avını elde etmesine yardımcı olan çeşitli sensör adaptasyonları varmış. Bazı monitör kertenkelelerinin zehir salgıladıkları biliniyor. İlk gün gördüğümüz oldukça büyük ve siyah derili bir bireydi, bugün de adada dolaşırken sarı benekli iki başka birey ve yine küçük siyah bir başkasını gördük. IUCN tarafından “Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler” başlığı ile tehdit altındaki türler kategorisine alınmış, adanın yerlisinden aldığım bilgiye göre ise yaklaşık 30 tane monitör kertenkelesi burada yaşamakta. 
 
Image
 
Adada trekking yapmak da keyifli olabilirdi, ormanlık alanda geyik, maymun ve yılan yaşıyormuş daha çok. Tarım ise çok yapılmıyor, muhtemelen bol yağmur nedeniyle toprağın verimli bölgesinin akıp gitmesi (gerçi çoğu kum) bir sebep olabilir. Kasım ortasından Şubat’a kadar yağmur mevsimi var. Gelgit olayını da gözlerimizle gördük, belli döngülerle sular bir çekilip bir geri geliyor. Yerli çocuklar da fırsatı değerlendirmişler, gelen deniz sularının açtığı dere gibi akıntıya plastik kutularla sabitledikleri ağları koymuş ve 5 balık yakalamışlar, 3’ü sanırım orange spotted file fish (Oxymonacanthus longirostris) idi. Buranın çocukları doğayla barışık büyüyor, hindistan cevizi kırıp kana kana suyunu içiyor, okyanus ve kumlar ve belki arkadaki ormanlar onların oyun alanları. Şehirde büyüyen çocuk olmak çok sıkıcı geliyor böyle düşününce, yani büyürken yıldızları görebilmeli sanki bir insan. 
 
Image
 
Velhasıl okyanusa dokunmak, onunla içli dışlı olmak, palyaço balıklarının saklambaç oynayışına şahit olmak ve ağzımdan boynuma aka aka hindistancevizi suyu içmek Singapur’un üzerime üzerime gelen yüksek binalarından sonra epey huzurlu geldi. Yollara düşmenin getirdiği mutluluk hali de cabası.
 
Image
 
Neyse ben yine istilacı türlerimi çalışmaya devam edeyim. Hem artık onlarla daha da samimiyiz. 
Advertisements

About gezginbilge

Bir sürü şey severim aslında, müzik (şarkı söylemek), tiyatro (oynamak, hayattan beslenmeyi öğrenmek), fotoğraf (çekmek, üzerine düşünmek, makine), okçuluk (hedefi ondan vurmanın uğraş isteyen bir şey olduğunu öğrenmek), yüzmek, seyahat (dünyanın her yerine gitme isteği, insan tanımak), doğa sporları (dağcılık, bisiklet, kayaya tırmanmak, ağaca tırmanmak), ekoloji, yeryüzündeki biyoçeşitlilik, koruma biyolojisi, bakteriler, evrimsel biyoloji, genetik, yazmak (yazmak için seyahat etmek) gibi..

2 responses »

  1. Süpersin! Yorumlarımı başka yerden de yaptım ama keyifle okuduğumu belirtmek istiyorum. Kertenkele içimi bir hoş hale soktu. Görsem tabanları yağlardım, resim çekmeyi bırak! Su, palmiye, baraka. Bilirsin gitmek istiyorum hep. Devamını da bekliyorum.

    Like

  2. Canım kızım… gurur kaynağım..Seni çok seviyorum..Başarıların daim olsun..Çok keyif alıyorum okurken…bilgilenirken..

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s