Öldürmeyi haklı kılmak üzerine

Standard

 

Hindistan’da bir tren fil sürüsünün içine girmiş, 2’si yavru, 7 fil ölmüş. Türkiye’de tüfekle öldürülen leoparın ardından şimdi de vaşak öldürülmüş. Sokakta iki gence ateş açılmış İstanbul’da güpegündüz, biri hayatını kaybetmiş. Türkiye’nin çocuk nörolojisi konusunda ‘uzman’ isimlerinden bir profesör kendisine hiperaktivite nedeniyle getirilen çocuğa anestezi uzmanının onayı olmadan basmış narkozu, ailesine de dalga geçer gibi ‘uyumasının zararı yok, hem siz de uykunuzu alırsınız böylece’ demiş, çocuk vefat etmiş sonrasında. Suriye’de El Kaide militanları kafasını kesmişler karşı gruptan sandıkları birinin, sonra öyle olmadığı anlaşılmış, meğer kendilerindenmiş o kişi de. Özür dilemişler, ‘yanlış kafayı kestik’ diye. Ankara’da mahallenin başına bela olan uyuşturucu çetesine karşı direnen bir genç yaşamını yitirmiş.

 

İnsan olmak bana bir anlam ifade etmemeye başladı. Hatta şöyle diyeyim, şu anki tahminlerle yaklaşık 8.7 milyon türün (ve her bir türün kendi içindeki popülasyon büyüklüğünü düşünürsek) olduğu dünyamızda, 7 küsur milyarlık insan nüfusu olarak her şeye hakkımız olduğunu düşünmek, odaya giren arıyı öldürmekten başlayıp önümüze gelen hastayı para ile ölçerek ölümüne sebep olmak, sırf daha çok kâr ve rant sağlıyor diye yılda binlerce kuşun kilometrelerce yol katederek gelip konakladığı bir sulak alana baraj yapmak (hem de bilim insanlarını hiç ‘takmamak’) ve daha nicesi insan olmayı günbegün daha bir öcüleştiriyor kafamda. Hem öldürmeyi haklı kılmak diye bir şey de var, senden değilse bas tetiğe, para kazanmana engel mi oluyor, sindir karşındakini. Hem bütün kuvvetlerinle, bütün silahlarınla gel ve öyle bir sindir öyle bir sindir ki, bir daha karşına dahi çıkamasınlar. Sonra özür dile, bir yanlışlık oldu de, lütfen kimse duymasın de, zaten bizden değildi ki de, hem bak (afedersin(!)) Aleviymiş de.

 

Küçükken ailecek Deli Yürek’in bir bölümünü izlediğimizi anımsıyorum. Sahnelerin birinde silahı çekip vurmuştu karakterlerden birisi diğerini. Hani çok kolaydı insan öldürmek, hem sanki neredeyse kanıksanmıştı. ‘Aksiyonsuz’ bölüm olmasındı, bu ölümler tuzu biberiydi dizinin reytinginin. Yastığa yüzümü gömüp odadan kaçarak ağladığımı hatırlıyorum. Dizi sahnesine dahi bakamamıştım. Televizyonda her akşam ailecek izlenen bu film ve diziler normal algımızı değiştirdi. Senaristlerin bölüm başına en az üç ölüm şartı var gibiydi.

 

Bütün bu ölümler olurken, hani hala ahlak tartışmaları düşmüyor ya kimilerinin dilinden.

 

İnsan bağırmak..

                     İnsan bağırmak ist…

                                    İnsan bağırmak istiy..

                                             İnsan bağırmak istiyor bazen!

 

Ses çıkarmadığımız için, çıkarsak duyuramayacağımızı düşündüğümüzden, kendimizi herşeyden önde tutarken, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ derken, hepimizin irili ufaklı payı olduğu bu ölümler silsilesinde boğulacakmışım gibi hissediyorum.

 

Ekosistem de neymiş, halt etmiş, o hayvanın yavruları meme mi bekliyormuş, aa olur mu canım, hadi gel şu yeni vurduğumuz hayvan ile bir hatıra fotoğrafı çektirelim.

 

Hepimizin payı var; çünkü ekosistem bu demek. Hiç kimse birbirinden izole değil, Hindistan’daki bir fil yahut Aras nehri’nde misafir olan bir mavi baştankara bir insandan daha az değerli değil.

Image 

Mesele birinin diğerine göre daha değerli olması ise sanki insan insana değerli mi? Cevabı iç ses değil de rant belirlediği müddetçe biz ‘Homo sapiens‘ ler her şeyi kendi kılıfımıza uyduracağız, keyfimize göre yontacağız her şeyi. Ben mi?

 

Ben yorgun hissed… Bağırmak ist……

Advertisements

About gezginbilge

Bir sürü şey severim aslında, müzik (şarkı söylemek), tiyatro (oynamak, hayattan beslenmeyi öğrenmek), fotoğraf (çekmek, üzerine düşünmek, makine), okçuluk (hedefi ondan vurmanın uğraş isteyen bir şey olduğunu öğrenmek), yüzmek, seyahat (dünyanın her yerine gitme isteği, insan tanımak), doğa sporları (dağcılık, bisiklet, kayaya tırmanmak, ağaca tırmanmak), ekoloji, yeryüzündeki biyoçeşitlilik, koruma biyolojisi, bakteriler, evrimsel biyoloji, genetik, yazmak (yazmak için seyahat etmek) gibi..

One response »

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s