Aside

Biraz gürültü var. Bolca da renk. Hacca giden Endonezyalılar mesela, bir örnek yeşil-sarı kıyafetler giymişler. Sarileri içinde Hint kadınları var. Afganistan ya da Pakistan’dan olduklarını sandığım bir grup erkek geçti demin yanımdan, keskin erkek kokularını peşisıra bırakarak. Hani şu tarlada çalışan, eli toprağa bulanmış ve nasırlaşmış yurdum çiftçisinin kokusu ile aynı. Uçakta yanımdaki kızın yemediği sandviçi yiyorum, valla açgözlülükten değil. Ziyan mı olsaydı yani? Singapur’daki Changi havalimanında denizcilik sektöründe çalışan birkaç Türk ile tanıştım. Olgun mesela, bazen 5-6 ay sefere çıkıp, kara görmediği oluyormuş. ‘İletişim kesiliyor haliyle’ diyor, her yerde internet ya da telefonlaşma imkanı da olmayınca. Lisans eğitimim için gemi inşaat bölümünü düşündüğümü hatırlıyorum, 5 sene önce. Dünyayı gezmeme imkan verir diye düşünmüştüm, en çok da ondan. Bir yandan da sevdiklerinle görüşememek var uzun bir süre, bu o zaman aklıma gelmemişti pek. Hep gitmek istiyordum çünkü, uzaklaşmak. Evde olmak istemiyordum. Şimdi galiba bir şeyler değişti. Türkiye’ye gidiyor olmak çok heyecanlandırıyor beni.

Yine bir yolculuktayım. Beynimin ‘yaz, yaz, anı kaçırma’ demesinden anlaşılmalı aslında. Hep yollarda yazasım geliyor. Katar Havalimanı’ndayım. Afrika’dan pek çok insan var burada. Doha epey büyük bir havalimanı, benim de ikinci gelişim. Farklı zaman dilimleri içinde bölünmüş durumdayım. Biyolojik saatim Singapur’da, aklım Türkiye’de, vücudum ise Katar’da. İki saat beklemem var, sonra da dört saatlik bir yolculuk sonrası İstanbul. Sonra yine üç saatlik bekleme ve ardından Antalya’ya uçmak. Antalya’ya dair en çok özlediğim şeylerden biri de o kendine has kokusu, uçaktan inince sanki bir portakal çiçeği kokusu alırım hep. Ya da bizim evin orada sabah yürüyüşe çıktığımda şimdi neredeyse çoğu düzlenmiş olan bir arazi var, mandalina ve turunç ağaçlarının olduğu. Onların kokusuna kuş sesleri eşlik eder, hele şimdi sabah ayazıyla nasıl bir güzellik öylece bekliyor olmalı.

Vikipedi’den Katar ile bir şeyler bakayım dedim, demografi kısmında ne okuyayım: Katar’da her 100 kadına 309,8 erkek vardır; bu erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranıdır. Aleyhine derken pardon? Daha çok kadın olsaydı erkeklerin lehine mi olacaktı? Bu ne demek ola? Çeviri mi yapmayı bilmiyoruz yoksa yorum yapmayı mı çok seviyoruz? Tabi her yazılana ehemmiyet vermemek gerektiğini ben de biliyorum, bir de küçük ayrıntılara mı takılıyorum diyorum ama geçenlerde bir arkadaşımla belli bir eğitim seviyesine gelmiş insanların hala cinsiyetçi söylemlerden kurtulamamış olmaları üzerine konuşuyorduk, yani ‘bayanlar’ şöyledir ya, böyle bilinir ya, hani daha yumuşaktırlar ya. Herkes öyle değil efendim, hani bilim yapıyoruz ya, her şeyi genelleyemeyeceğimizi de bilmemiz gerek ondan, şimdi lütfen toplum normları ile bugüne dek oluşturageldiğiniz o klasik söylemleri bir kenara koyun ve akılcı ve eşitlikçi bir diyalog kuralım.

(Tamam, tamam sakinim.)

Yanımdaki kadın içtiği portakal suyunun fotoğrafını çekiyor, sosyal medyada belki de şöyle paylaşacak ‘Doha Havalimanında taze sıkılmış portakal suyu keyfi’. Zaten artık kısa cümleler ve sürekli güncellemeler ile yaşıyoruz. Bir süredir beynimi nadasa bırakasım var çok fena, hele Türkiye gündemi iyiden iyiye yoruyor o hiç düşmeyen temposuyla. Gündemin hiçbir zaman bilim olmaması ise acı. Bir arkadaşımın paylaştığı Stephan Hawking fotoğrafı ve ‘bir gün bilim kazanacak’ lafı üzerine düşündüm biraz.Türkiye’de gündem öyle yoğun ki, bilim hep bir lüks, hep yatırımını küçümsediğimiz bir şey. Burası da petrol zenginliğiyle gelişmiş bir ülke ama uçaktaki seyahat dergisinde okudum, burada işlenen yahut elde edilen (havaya karışmışken saf halini elde etmek güç) helyum gazı dünya pazarının %25’ini oluşturuyormuş. Yani kendimce petrol zengini, hıh diye burun kıvırdığım Katar aslında başka zenginliklerini kullanmayı ve dünya biliminde kendine yer bulmayı başarıyor. Bizdeyse kutularda para saklanıyor, sonra da hani kafamız basmıyor ya bizim, yok dış mihrak, yok yedirmeyiz. Siz yemişsiniz zaten yiyeceğinizi. Bizde çalınan paralar bu ‘dış mihrakların’ neredeyse on yıllık bilim bütçesine karşılık geliyor. Bir yandan da bakanımsı insanların halk meclislerinde çıkıp ‘bizden mucit çıkmaz, Müslüman ülkeyiz evelallah’ söylemleri var ki sadece nato kafa, nato mermer diyebiliyorum. Filtre gerek beyinlere ki gereksiz laf kalabalığı ile zaten çoğumuzun az bir bölgesini kullanmayı seçtiği beyinlerimizi iyice kirletmeyelim.

Ama bütün bunları düşünüp ‘bana ne be’ diyecek durumda değilim tabi ki, böylesi galiba lüks olurdu. Şimdi geriye kalan bir buçuk saatimde biraz insanları izleyip (çok kültürlü bir tiyatro la burası) biraz da bilim.org için yaptığım bir röportajı çözeyim. Sonra ver elini Türkiye. Elini versene Türkiye. Valla özledim. 

Katar’dan sıcak sıcak

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s