Category Archives: letters

Çikolata ve güzel sırt

Standard

Nü fotoğraflarına bakıyordu. Fonda B.T. çalmakta. Özlemek, değişmek, delirircesine özlemek. Yaşamın getirdiklerini nasıl karşılayacağını bilmez haldeydi. Sabaha karşı oturup kalmıştı yine, çokça yaptığı gibi. Bir kitap sarmıştı fazlasıyla, bir sayfa daha, hadi bir bölüm daha derken saat 4’ü bulmuştu bile. Karmaşık ilişkileri anlatan bir kitaptı, güzel bir insanın getirdiği. Uzun zamandır yemek yememiş birinin zeytinyağlı kuru fasulyeye saldırdığı açlığıyla o da saldırmıştı kitaba, dehlizlerinde boğulurcasına, hiç bırakmamacasına.

Bu kitabı okuyan kişiler acaba ne hissediyordu? Kadın erkek ilişkilerine dair görüşleri neydi?  Ellerin İstanbul deseydi mesela sevdiği kişi, erir miydi böylesi bir kitabın okuru? Güzel bir sırt onlara ne düşündürürdü? –Takıntıları pek yoktu ama niyeyse güzel sırtlara bir zaafı vardı.- Bunun gibi mesela?

sırt

Anlaşıldı.. Geceler belli ki yaramıyordu bu kişiye. Eski mektuplara ya da e-postalara gitmek ihtiyacı duymuştu. Bu ilişkiler ne tuhaf şeyler, yaşarken havadasın, uçuyorsun adeta. Sonra geri dönüp bakınca ise bütün çatlaklarını bütün açıklığıyla görüyor, kızmak değilse de kendine gülüyorsun.

Şunu buldu eski anıları kurcalarken, Charles M. Schulz’un bir sözü:

All you need is love. But a little chocolate now and then doesn’t hurt.

Belki de bitter çikolatayı yememeliydi artık, hep oyduysa bastıran başka istekleri. 🙂 Bütün dünya duysa mıydı, zaten bütün dünya sanki hep bu anı bekliyordu (tövbe tövbe). Çikolata yememeye karar vermişti. Ama kararı almasının hemen ardından pişmanlık duymaya başladı bile. Schulz’un demek istediği aslında aşk olmadığı zaman birazcık çikolatanın da işe yarayabileceğiydi. Hem acıları da bastırıyordu aşk, ay pardon çikolata.

İyisi mi kafayı yiyeceğine çikolatayı yesindi. Gülümsedi.

Def vardı şarkıda, şu İranlıların pek sevdiği enstrüman yok mu canım, işte o. Bir yandan o çalarken çikolatanın alüminyum folyosunu yavaşça soydu,  bitter ve sert olunca bölmesi de zordu parçalara. Nihayet bölebilince dilinin üzerine bıraktı küçük siyah renkli çikolatayı –aşk-niyetine.-

Ağzında dağılmasını bekledi. Sanki def de bu tada eşlik eder gibi yer yer şiddetleniyordu, sonra sönüyordu sesi. Tadını çıkardı. Uyumamışlığın, karmaşık duyguların, kendisini eskilere, çok değil bundan bir yıl öncesine götüren düşüncelerin ve İstanbullu şarkının eşliğinde.

Amazon, biyokültür ve dostlar

Standard

Bir süredir doktoranın ne olup ne olmadığını idrak etmiş durumdayım, biraz geç oldu sanki ama. Geçenlerde bir röportaj verdim (böyle deyince de havalı oluyor, sanki hep yaptığım bir şeymiş gibi, hayatımda bir ilkti halbuki), burada: http://www.geziseli.com/bakis-acisi-bilgenur-baloglu/

Orada da bahsediyordum, kendimle ilgili hem sevip hem sevmediğim bir özelliğim olan tez canlılığımdan. Hayat koşuyor, bir yerde yakalamak lazım onu diye belki de istemsiz bir şekilde herşeye, ana, yeni gelen her bilgiye bir heyecan duymak bahsettiğim. Kişiyi diri tutuyor, o güzel bir şey ama derinlere inmen gereken anları kaçırıyorsun aynı zamanda. Yani doktora neymiş, derinlemesine öğrenmek, biraz sakinleşmek ve gelen bilgiyi sindirmekmiş.

Duruluyorum. Bugünlerde. Yavaş yavaş..

Son iki günüm deneyler, okumalar ve sevdiğim, özlediğim insanlardan heyecan verici haberler almakla geçti. Bir dostum misal, gazeteciliğe sağlam adımlarını atmaya başladı bile. Zaten kalemi, dili kuvvetli ve bağımsız medya için savaşabilecek güçte bir Amazon kadını adeta. İran, Esfehan’dan aldığı kartpostal elime henüz ulaştı, bir de ne farkedeyim? Memleketi Esfehan olan İranlı ev arkadaşımın odasındaki panoda da elimdeki kartpostalın tıpatıp aynısı. Dünya küçük dedim. Bir de kalp kalbe karşı. Tam onu düşünürken aradı beni, uzunca konuştuk.

Esfehan'dan alınmış kartpostal

Esfehan’dan alınmış kartpostal

İTÜ MBG’den diğer iki arkadaşımla da özleşmişiz, zaman farkından dolayı denk gelip de bir türlü görüşememiştik ne zamandır. İlişkilere, hayatlarımızda neler olup bittiğine, araştırma konularımıza dair anlattık da anlattık. İki ayrı kıtada pijama partisi tadında iki lafın belini kırdık.

Dün de Ankara, Kızılcahamam’da kuş gözlemlemeye gittiğimde tanıştığım bir diğer arkadaşımla muhabbet ettik. Kendisi antropolog (kültür bilimci mi demeli?). Canlıların sınıflandırılmasından yerel tohumlara, DNA barkotlamadan biyokültüre, onun şu an çevirisini yaptığı mimarlıkla ilgili kitaba, antropolojinin ‘kirli’ tarihine dair konuştuk, en son ikimizin de çenesi ağrıyordu. Karnabaharın Anadolu’ya ilk nasıl geldiğini merak ettik bir de, ikimize de araştıracak bir soru daha çıktı. Ha bir de Harvard’a doktora için yaptığı başvurusu kabul edilmiş, nasıl sevindim, nasıl güzel haber!

Ne zamandır kendimi, zihnimi birazcık kurumuş hissediyordum, meğer dostlarımın hayatında ne olup bittiğini kaçırmış olmammış sebep. Bir de farklı konulardan konuşmak ve senin sözlerini ilgiyle dinleyen insanların varlığı nasıl mutlu eden bir şey!

Ben şimdi yine yeni nesil sekanslama teknolojilerine döneyim. Sonra kartpostal yazayım, sonra belki yemek yaparım, sonra da pazartesi günü lab toplantısında yapacağım sunumu hazırlayayım.

The story of the letter from Hogwarts and an owl

Standard

After seeing the below photograph, a dear friend of mine asked me if I finally received my letter from Hogwarts.

Readıng the letter from Hogwarts

Reading the letter from Hogwarts

So I wanted to describe her the moment I actually received the letter, in a bit detail. Here is my answer to her (let me call her X).

 

Dear X,

Let me think. I vaguely remember that moment, oh no, I do! I firstly heard the rash sound, as if something or somebody fell down from some high elevation. When I saw the long-eared owl coming in this little tiny shop, where I was helping my parents to bring home the bread (tough times we passed through..), we exchanged an equivocal glance, and it occurred to me that I’ve never seen such a thing, and wait a minute, what is this owl doing in such an open town? I mean it should have been in a coniferous forest instead. There is something fishy going on here..

I just recalled my basic biology knowledge, particularly of this species. I knew that its habitat was including Europe, along with Northern America and Asia. So where it was coming from? Through the owl, a warm wave of relief flowed. You will not believe me, but I felt that it was coming from Great Britain. How owl left the room, that part is a bit faded. What I remember is that I was holding that diary open, which had the acceptance letter hidden in it. The paper was a bit creamy and I could even smell the ink. How beautiful..

I told to myself, this is not real. I even pinched, it hurt a little bit. I then hold the quill pen, and started underlining the sentences to ensure that what I was reading was actually real, not magic, and read through the whole letter, again and again.

I do not know what happened to that lovely owl, hopefully it did not hit the walls surrounding our fairytale town Tallinn.

Let me end my words with what we were taught here in Hogwarts: Draco dormiens nunquam titillandus.
Sorry I need to go, Aragog is calling me!

Song to the letter in absentia

Standard

letter1 It has been quarter of a year

That I was waiting for this letter

Where are you my sweetheart?

When will this fucking Postal Service deliver?

Oh, how much I waited for you,

Looked at my post box once with excitement

and now what left is just anger,

Oh, how long more should I wait for you?

Would not expect the temporal distance to be this greater

Turkey, S’pore, were you this farther? (Whoa)

So many essays to mark, and lots of analysis to do,

Oh, how much I would like to have you now,

and touch you, caress you gently, and read you,

You should know sweetheart, you were long-awaited

If you come to your mommy now, she would not be more happier

Oh, how much I waited for you,

Looked at my post box once with excitement

and now what left is just anger,

Oh, how long more should I wait for you?

Would not expect the spatial distance to be this greater

Turkey, S’pore, were you this farther? (Whoa)

                                                                                                                                                           BB,

                                                                                                                                                           19 March 2014, 7.50 pm

                                                                                                                                                           Utown, Singapore

 PS: SingPost (of Singapore) and PTT (of Turkey), you know what I mean???