Category Archives: Uncategorized

Surprise! You’re the president: A conversation with the first female president of Mauritius

Standard
Surprise! You’re the president: A conversation with the first female president of Mauritius

Congratulations to the first FEMALE president of Mauritus, who is also a BIOLOGIST!

TED Blog

Ameenah Gurib-Fakim was just sworn in as the first female president of Mauritius. A TEDGlobal 2014 speaker, she tells us how this happened and what she plans to do while in office. Photo: James Duncan Davidson/TED Ameenah Gurib-Fakim was just sworn in as the first female president of Mauritius. A TEDGlobal 2014 speaker, she shares the unusual way this happened and what she plans to do while in office. Photo: James Duncan Davidson/TED

You’ve heard of a philosopher king. But what about a biologist president?

Ameenah Gurib-Fakim — the biologist who gave the TED Talk “Humble plants that hide surprising secrets” — was sworn in today as the sixth president of Mauritius, a small island off the coast of Africa, about 500 miles past Madagascar. Gurib-Fakim was appointed to the position by Mauritius’ parliament, and is the country’s first female president. And as she tells the TED Blog: The whole thing comes as a shock.

The TED Blog spoke to Gurib-Fakim about how she became an accidental president — and how she’ll approach the presidency differently, as both a woman and a biologist.

What…

View original post 1,061 more words

Advertisements

Küçük kız çocuğu

Standard

Bugün kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Babasını isteyen, arayan bir kız çocuğu gibi. Tabi ki bulamıyor. Demin aynanın önüne geçip ‘neden böylesin?’ diye sordum kendime. Ne oluyor sana? Kendine gel..

Bir sürü düşünce uçuşuyor kafamda. Mesela ömür boyu yalnız kalmak düşüncesi, şu ara yerleşti, çıkmıyor zihnimden. Ömür ne kadar uzun, kim öle kim kala bu da belli olmaz hoş da, böyle duygusal boşluk anlarında insan sorgulamadan edemiyor.

Bugünlerde düşünme şeklimi yeniden yapılandırmaya çalışıyorum. İnsanın değişmesi zor zanaat ama bir o kadar da gerekli. Söylediğim her şeyin bir sebebi olmalı içinde olduğum ortamda. Akademik ortam ya da arkadaşlar arasında dahi olsa farketmiyor. Her söylediğimi tartarak söylemem gerekiyor. Önceleri çok dikkat ettiğim bir şey değildi, belki de dikkat etmem gerekirdi. İşte bu yüzden, şu ara bocalıyorum. Öte yandan bu olması gereken bir bocalama. Kimse kimseyi kolay kolay kabul etmiyor, benimsemiyor. Değişen şeylerden biri de bu: Önceleri sanırım bu denli önemsemezdim başkalarının hakkımda ne dediği yahut ne düşündüğünü. Artık önemli geliyor.

Başta söylediğimle çelişse de, 24 yaş çocukluğumu geride bıraktığım bir yaş oldu, oluyor. Ben 23 iken de çocuktum oysa. Bu yıl pek çok anlamda biraz daha zorluyor. Belki Türkiye’ye gidip ailemi görmediğim için, belki şu ara üstüme üstüme gelen Singapur’dan dolayı, belki hatalarımı çok daha derinden farketmeye başladığım ama değişim sancılı olduğu için, belki anlaşılamamak ya da yanlış anlaşılmak ya da, ya da, ya da…

Pek çok şey sebep olmuş olabilir: Kapısını sessizce açtığında, koridorda aynayı karşısına almış ve kendisiyle konuşmakta olan beni bulan ev arkadaşımın şaşkın bakışlarına. Evvel de var (dikkat, bu bir Antalya ağzı olabilir!), ‘lütfen bunu çok çılgın bir şey gibi algılama’ deme gereği duydum. Zaten sonra da gelip sarıldı bana. İyi geldi çok. Sarılmaktan korkmasa ya insanlar. Ne güzel olur.

Bu da bir geçiş dönemi olmalı diyorum. Geçecek, geçmeli. Belki yeni bir hafta, yeni larva örneklerim iyi gelir. Bilmiyorum. Bu yazı da bugünlerdeki duygu seline dilerim bir nokta koysun.

2014 in review

Standard

The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2014 annual report for this blog.

Many thanks to all the readers, who helped me keep up with my motivation for writing all these. I hope that 2015 would be even more productive!

Here’s an excerpt:

A San Francisco cable car holds 60 people. This blog was viewed about 3,300 times in 2014. If it were a cable car, it would take about 55 trips to carry that many people.

Click here to see the complete report.

Aside

Biraz gürültü var. Bolca da renk. Hacca giden Endonezyalılar mesela, bir örnek yeşil-sarı kıyafetler giymişler. Sarileri içinde Hint kadınları var. Afganistan ya da Pakistan’dan olduklarını sandığım bir grup erkek geçti demin yanımdan, keskin erkek kokularını peşisıra bırakarak. Hani şu tarlada çalışan, eli toprağa bulanmış ve nasırlaşmış yurdum çiftçisinin kokusu ile aynı. Uçakta yanımdaki kızın yemediği sandviçi yiyorum, valla açgözlülükten değil. Ziyan mı olsaydı yani? Singapur’daki Changi havalimanında denizcilik sektöründe çalışan birkaç Türk ile tanıştım. Olgun mesela, bazen 5-6 ay sefere çıkıp, kara görmediği oluyormuş. ‘İletişim kesiliyor haliyle’ diyor, her yerde internet ya da telefonlaşma imkanı da olmayınca. Lisans eğitimim için gemi inşaat bölümünü düşündüğümü hatırlıyorum, 5 sene önce. Dünyayı gezmeme imkan verir diye düşünmüştüm, en çok da ondan. Bir yandan da sevdiklerinle görüşememek var uzun bir süre, bu o zaman aklıma gelmemişti pek. Hep gitmek istiyordum çünkü, uzaklaşmak. Evde olmak istemiyordum. Şimdi galiba bir şeyler değişti. Türkiye’ye gidiyor olmak çok heyecanlandırıyor beni.

Yine bir yolculuktayım. Beynimin ‘yaz, yaz, anı kaçırma’ demesinden anlaşılmalı aslında. Hep yollarda yazasım geliyor. Katar Havalimanı’ndayım. Afrika’dan pek çok insan var burada. Doha epey büyük bir havalimanı, benim de ikinci gelişim. Farklı zaman dilimleri içinde bölünmüş durumdayım. Biyolojik saatim Singapur’da, aklım Türkiye’de, vücudum ise Katar’da. İki saat beklemem var, sonra da dört saatlik bir yolculuk sonrası İstanbul. Sonra yine üç saatlik bekleme ve ardından Antalya’ya uçmak. Antalya’ya dair en çok özlediğim şeylerden biri de o kendine has kokusu, uçaktan inince sanki bir portakal çiçeği kokusu alırım hep. Ya da bizim evin orada sabah yürüyüşe çıktığımda şimdi neredeyse çoğu düzlenmiş olan bir arazi var, mandalina ve turunç ağaçlarının olduğu. Onların kokusuna kuş sesleri eşlik eder, hele şimdi sabah ayazıyla nasıl bir güzellik öylece bekliyor olmalı.

Vikipedi’den Katar ile bir şeyler bakayım dedim, demografi kısmında ne okuyayım: Katar’da her 100 kadına 309,8 erkek vardır; bu erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranıdır. Aleyhine derken pardon? Daha çok kadın olsaydı erkeklerin lehine mi olacaktı? Bu ne demek ola? Çeviri mi yapmayı bilmiyoruz yoksa yorum yapmayı mı çok seviyoruz? Tabi her yazılana ehemmiyet vermemek gerektiğini ben de biliyorum, bir de küçük ayrıntılara mı takılıyorum diyorum ama geçenlerde bir arkadaşımla belli bir eğitim seviyesine gelmiş insanların hala cinsiyetçi söylemlerden kurtulamamış olmaları üzerine konuşuyorduk, yani ‘bayanlar’ şöyledir ya, böyle bilinir ya, hani daha yumuşaktırlar ya. Herkes öyle değil efendim, hani bilim yapıyoruz ya, her şeyi genelleyemeyeceğimizi de bilmemiz gerek ondan, şimdi lütfen toplum normları ile bugüne dek oluşturageldiğiniz o klasik söylemleri bir kenara koyun ve akılcı ve eşitlikçi bir diyalog kuralım.

(Tamam, tamam sakinim.)

Yanımdaki kadın içtiği portakal suyunun fotoğrafını çekiyor, sosyal medyada belki de şöyle paylaşacak ‘Doha Havalimanında taze sıkılmış portakal suyu keyfi’. Zaten artık kısa cümleler ve sürekli güncellemeler ile yaşıyoruz. Bir süredir beynimi nadasa bırakasım var çok fena, hele Türkiye gündemi iyiden iyiye yoruyor o hiç düşmeyen temposuyla. Gündemin hiçbir zaman bilim olmaması ise acı. Bir arkadaşımın paylaştığı Stephan Hawking fotoğrafı ve ‘bir gün bilim kazanacak’ lafı üzerine düşündüm biraz.Türkiye’de gündem öyle yoğun ki, bilim hep bir lüks, hep yatırımını küçümsediğimiz bir şey. Burası da petrol zenginliğiyle gelişmiş bir ülke ama uçaktaki seyahat dergisinde okudum, burada işlenen yahut elde edilen (havaya karışmışken saf halini elde etmek güç) helyum gazı dünya pazarının %25’ini oluşturuyormuş. Yani kendimce petrol zengini, hıh diye burun kıvırdığım Katar aslında başka zenginliklerini kullanmayı ve dünya biliminde kendine yer bulmayı başarıyor. Bizdeyse kutularda para saklanıyor, sonra da hani kafamız basmıyor ya bizim, yok dış mihrak, yok yedirmeyiz. Siz yemişsiniz zaten yiyeceğinizi. Bizde çalınan paralar bu ‘dış mihrakların’ neredeyse on yıllık bilim bütçesine karşılık geliyor. Bir yandan da bakanımsı insanların halk meclislerinde çıkıp ‘bizden mucit çıkmaz, Müslüman ülkeyiz evelallah’ söylemleri var ki sadece nato kafa, nato mermer diyebiliyorum. Filtre gerek beyinlere ki gereksiz laf kalabalığı ile zaten çoğumuzun az bir bölgesini kullanmayı seçtiği beyinlerimizi iyice kirletmeyelim.

Ama bütün bunları düşünüp ‘bana ne be’ diyecek durumda değilim tabi ki, böylesi galiba lüks olurdu. Şimdi geriye kalan bir buçuk saatimde biraz insanları izleyip (çok kültürlü bir tiyatro la burası) biraz da bilim.org için yaptığım bir röportajı çözeyim. Sonra ver elini Türkiye. Elini versene Türkiye. Valla özledim. 

Katar’dan sıcak sıcak