Tag Archives: bilimsel özgürlük

Taşeron işçiler, dua ve politika

Standard
download

Fotoğraf: Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) websitesi

“Bilimsel araştırma yapanlar arasında sıkça olan bir durumdur, bir bilim insanını ‘Bu gerçekten sağlam bir argüman’, ‘benim yaklaşımım hatalı’ derken duymanız mümkündür. Bunun üzerine fikirlerini değiştirirler ve bir daha o eski fikirlerini duymazsınız. Bunu gerçekten yaparlar. Bu tabii olması gerektiği kadar sık olmaz; çünkü bilim insanları da insandır ve değişim sancılıdır. Ama bu her gün olur. Politika ya da dinde böyle bir durumun gerçekleştiği zamanı hatırlamıyorum.”

Carl Sagan

Hataları kabul etmek sorgulamaktan mı geliyor diye düşünüyorum. Yahut (hep) kaderci yaklaşım mı hataları halının altına süpürmeye ve görmezden gelmeye sebep oluyor?

Koltuk sevdası bu kadar mı gözleri kör edebilir? Bunca ölüme hala kılıf uydurmaya çalışmak nasıl böylesi mümkün?

Jandarma, polis ve korumalarıyla halkın öfkesinden kendini kurtarmak için etten duvar örmüş malum kişi: Halkın seni istemediğini anlaman için kaç ölüm gerekli?

Deneyler, sunumlar, makaleler, bilim yapmak kafayı haliyle farklı şekillendiriyor, argüman arar oluyorsun, sana söylenen her bilgiye bir destek, bir kaynakça..

Ama bu biraz da kötü bir özellik; çünkü Türkiye’den gelen haberler ve neticesinde kafayı sıyırmadan yaşamak biraz zor. Mesela (tam da) yerel seçimlerde elektrikler ülkenin pek çok yerinde kesikken, trafo’ya kedi girmiş demesi Enerji(!) bakanının ya da Manisa’nın Soma ilçesinde, özel işletmeye ait kömür madeninde, dün elektrik sisteminden çıkan yangında yaşamını yitiren 200’ü aşkın işçinin ardından 100 yıl öncesinin Japonya’sı, İngiltere’si ile karşılaştırılan 2014 Türkiye’si ve her zamanki gibi ‘fıtratında var bu mesleğin, kaderinde var ölmek bu işçilerin’ söylemine sığınan kişi. Başı sağ olsun herkesin, yas da ilan edilsin, ama bakanın ağzında şu laf ‘Arkadaşlar ihmal varsa biz buna kayıtsız kalmayız. İhmal var ya da yok demek bu sabahın gündemi değil….’

Ama ne zaman gündem olacak bu ihmalkarlıklar? Taşeron işçiler ne zaman gündem olacak? İş kazalarına ilişkin araştırma önergeleri ne zaman geçecek meclisten? Meclis komisyonu ne zaman kurulacak bunları araştırmak için?

Bir arkadaşım yazmış, ”Katillerini allah’a havale eden toplumdur 151 emekçinin katili, madeni tevekkülle kuran, arama-kurtarmayı dua ile yapan, cinayeti kader gören zihniyettir..”

Bunun üzerine ”Ama dua da mı etmeyelim?” sorusuna verdiği cevap da şöyle: ”Tabi ki edeceksin. Ama önce şunu diyeceksin “bu olay neden gerçekleşti?” “bu olayda benim bir payım var mı?” “Böyle bir olay bir daha nasıl gerçekleşmez?” Ondan sonra ilgili makaleleri okuyacaksın, gelişmiş ülkeler ne yapmış göreceksin. Ondan sonra sabaha kadar dua et.”

Uzun lafın kısası, hemen kader demeden önce düşün ve sorgula.

Advertisements

Bilimin sesi kısılmasın!

Standard

Doktorasını yapmakta olan, bilim yapmaya ve anlatmaya gönül vermiş bir akademisyen aday adayı olarak akademisyenlerin özgürlüğünü kısıtlayıcı yeni yasa ile ilgili olarak bu yazıyı yazmam gerekti.

Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK)’ün Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 6’ıncı maddesinin (Kınama Cezası Gerektiren Fiil ve Davranışlar) birinci fıkrasına şöyle bir madde eklendi: “Bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına resmi konularda bilgi veya demeç vermek.”

İlgili haber yazısı için: http://www.radikal.com.tr/turkiye/akademisyenlere_demec_verme_yasagi_getiriliyor-1173630

YÖK Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, bu hüküm hakkında basında ve sosyal medyada çıkan bazı yanlış anlamaları düzeltmek adına yaptığı açıklamada demeç verme yasasının, akademik ve bilimsel araştırma veya tartışmaların yasaklanması ya da öğretim elemanlarının güncel konulara ilişkin medyadaki tartışmalara katılmasının yasaklanması anlamına gelmediğini; yetkili olmadığı halde ilgili üniversite adına o üniversiteyle ilgili resmi konulara ilişkin beyan ve demeç vermeyi engelleme amacı taşıdığını belirtti.

Bilimden ne anladığımızdan (yahut anlamadığımızdan) mı, akademisyenleri sadece kendi alanında yetişmiş gören akıldan mı, bilim insanlarının toplumla bir araya geleceği vasıtalara ket vurulmasının bilimi anlatmamak demek olduğundan mı? Hangi birinden bahsetmeliyim?

Başlıyorum.

Akademisyenler sadece kendi işini yapsın, başkaca da bir şeye karışmasın kardeşim, deniyor. Gelin, belli tanımlara öncelikle bir açıklık kavuşturalım.

Akademi: Yüksek öğrenim sürecinde ve araştırmada yer alan öğrenci ve bilim insanlarından oluşan topluluk. Kelime aslında antik Yunan dilinden, Akadeos adındaki Atinalı bir kahramandan geliyor. Atina’da Eflatun (ya da Platon) tarafından meşhur edilen bir öğrenme merkezi var. Buraya Akademos deniyor. Akademi oldukça zengin anlamlı bir kelime, öyle ki bilginin kültürel birikimi, gelişimi ve üreten ve paylaşanlar arasında sürekli hareketi de akademi kelimesinin anlamını pekiştiriyor.

Akademisyen: Üniversite ve benzeri yüksek öğrenim kurumlarında öğretimi gerçekleştiren, araştırma yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına katkıda bulunan kişiler.

Bu yeni yasaya göre akademisyenler kendi alanları dışında demeçler veremeyecekler. Bu zihniyetin örneklerini çoğu öğrenci eğitim hayatı boyunca yaşamıştır. Tek renk giyineceksin, mümkünse siyah ya da gri olacak. Sınava mı çalışmak zorundasın, bütün hobilerini bırakacak, sadece testlere odaklanacaksın. Ezberleye unuta, bilgi hazımsızlığı çekerek yıllarını okulda geçireceksin, dikkat et daha hiçbir şeyi sorgulayamadın.

Sıkıntımız burada. Sorgulamak yerine ezberleyip geçmeyi ‘öğretiyor’ aldığımız eğitimin çoğu. Belli bir eşikten geçmiş, sorgulamayı kendine farz edinmiş kişiler, nam-ı diğer akademisyenlerin de sesi çıkmazsa kimin çıkacak? Bir noktaya dikkat çekmek gerek, ruhunu ihalelere satmamış, her koşulda tarafsız kalabilen ve bilimsel gerçeklikle hareket eden kişileri sorgulayan akademisyen olarak adlandırıyorum. Akademisyen olmak için yetişmiş insan olmaz yetmez yani, örneğin her biyolog bir akademisyen değildir. Sadece makaleler, bildiriler, bilim dünyası içinde sınırlı kalmış üretkenlik yetmez akademisyen olmak için, ne kadar yazdığın, anlattığın, medyayı nasıl kullandığın, örneğin Evrimsel Biyoloji alanında uzmanlığını almışsan, Evrim kuramı’nı kitlelere nasıl doğru ulaştırdığındır seni asıl akademisyen yapan.

Öte yandan 1 Şubat 2014 günü kaybettiğimiz Ortadoğu Teknik Üniversitesi Biyoloji bölümünden emekli Prof. Dr. Aykut Kence gibi sinek popülasyon genetiği üzerine uzmanlığını almış olup Çernobil felaketi sonrası çayda radyasyon tehlikesini de gündeme getirebilmeli bir akademisyen, üstelik ne kadar susturulmaya çalışılırsa çalışılsın. Düşününce ne alaka diyor insan, popülasyon genetiği nere, Çernobil’in radyasyonlu çayları nere?

Öyle değil işte. Akademisyen kişi bilimsel gerçeklere sadık kalarak ve tarafsız konuştuğu sürece bütün topluma ulaşabilmelidir, sadece kendi alanında sınırlı kalmak zorunda da değildir. İletişim kanallarından biri olan medyayı kullanmasına ket vurmak ise topluma ulaşmasının ve haliyle toplumun gerçekleri duymasının önünde büyük bir engel oluşturacaktır. Bilim insanı kişi bildiri de yayımlamalı, demeç de vermeli, sorgulamalı ve yeri geldiğinde bunu sesli de yapmalıdır.

Sanırım en büyük eksiğimiz bu toplumca. Sorgulamaktan kaçıyor ve belki korkuyoruz bile. Belki de sorular sormaya başladıkça anlayacağız akademisyenliğin gerçek anlamını ve farkedeceğiz aslında onları susturdukça toplumun daha da sessizleşip kronik ‘her bilgiyi kabul edenler’ olacağını.

Akademisyenlerin sesinin gür çıktığı bir Türkiye’ye ve Prof.Dr. Aykut Kence’ye adıyorum bu yazımı.